Superman Birthright 

Superman Birthright İncelemesi

Son yıllar çizgi roman uyarlamaları ve tabii ki süper kahramanlar açısından çok bereketliydi. Bu kapsamda da mutlaka okumanız gereken bir Superman hikayesi tavsiye edeceğim: Superman Birthright

Superman çizgi romanlarına baktığımız zaman mükemmel hikayeler var. All-Star Superman, Brianiac, Kingdom Come ve sayabileceğim birçok hikaye kesinlikle okunmalı. Belki bir sonraki yazımda da bunlardan bahsederim. Ancak, çizgi roman severlerin altın dönemini yaşadığımız şu zamanlarda, bu dünyaya girmek isteyen hayranları düşünerek çok başarılı bulduğum bir başlangıç hikayesini önermek istiyorum: Superman: Birthright.

Superman: Birthright’ı seçerken hem modern çizgi romanları göz önüne almaya çalıştım hem de mevcut film uyarlamalarını düşündüm. Tabii ki birçok hikayede Man of Steel’in orijini anlatılsa da Birthright’ın modern çizgi roman kültüründeki en önemli başlangıç hikayelerinden birini olduğunu düşünüyorum.

2003 yılında çıkan ve 12 sayıdan oluşan bu hikayeyi Mark Waid anlatırken, çizimlerini de Leinil Francis Yu yaptı. Şimdi diyebilirsiniz ki daha önce defalarca anlatılmış bir hikaye nesi farklı bunun şimdi? Ancak Mark Waid bu hikayeyi yazarken o daha önce anlatılmışlık, yapılmışlık hissinden çok uzakta durmuş. Superman’i Superman yapan özellikleri çok başarılı bir şekilde ele almış. Özellikle Kent ailesini, Clark’ın annesi ve babasıyla olan ilişkisini ve tabii ki Lex Luthor ile arkadaşlıktan düşmanlığa geçişi anlaşılabilir ve empati kurulabilir bir şekilde anlatılmış. En sonunda Superman’in nasıl Superman olarak kendini insanlığa kabul ettirdiğine tanıklık ederken bir anda favori kahramanlarınız listesinde üst sıralara yükseldiğini fark ediyorsunuz.

Hikayeye Afrika’da başlıyoruz. Eğitimini tamamlamış (gazetecilik eğitimi olduğunu söylememe gerek yok sanırım?) bir Clark Kent karşımıza geliyor. Afrika’daki yaşanan olayların neticesinde de güçlerini insanlık için kullanmaya karar veriyor. Bu şekilde hikayeye başlıyoruz. Spoiler olmaması için hikayeyi burada kesiyorum. Çünkü okumanız çok daha etkili olacaktır. Bu noktadan itibaren de güçlerini kullanma kararı alan Clark Kent’in nasıl dikkat çekmeyen ve silik görünüşe sahip olduğuna tanıklık ediyoruz. Yani bu kılık değiştirmesinin nasıl gerçekleştiğini birinci elden okuyabiliyoruz. Hepimiz “Ne kadar aptalca bir kılık değiştirmek o ya…” diye söylenmişizdir. Ancak, okuduğunuzda bu hikayeyi bakışınız kesinlikle değişecek.

Kararın verilmesinin ardından Clark Kent’in neden Daily Planet’i seçtiğini, buradaki günlük yaşantısını ve hatta geçmişten kesitlerle çocukluk ve lise çağını okuma şansı elde ediyoruz. Lex Luthor ile arasındaki ilişkinin özellikle çok başarılı yansıtıldığına inanıyorum. Takıntılı ama dahi bir insanın neler yapabileceğini de bu şekilde görüyoruz. Tabii ki Lois Lane ile de burada tanışıyor. Aralarındaki ilk tanışmanın nasıl olduğunu, arkadaşlıklarının nasıl başladığını okurken bir yandan da Jim Olsen gibi Clark’ın gelecekteki arkadaşlarıyla olan başlangıçlarını görüyoruz. Clark Kent bir yandan gündelik sorunlarla boğuşurken, diğer yandan anlık olarak insanların yardımına koşmaya başlıyor.

Lex Luthor’un “uzaylı” takıntısı yüzünden olaylar karmaşık bir hal alsa da, Man of Steel yani Superman kendini tüm insanlığa kabul ettirmeyi başarıyor. Bu kabul ediliş sırasında da kendi kimliğini, adının Kal-El olduğunu, hangi gezegeden geldiğini ve tabii ki annesiyle babasını ilk defa öğreniyor.

Hikayenin sonuna geldiğinizde kesinlikle bir tatmin duygusu hissediyorsunuz. Başarılı hikaye başarılı çizimlerle buluşunca da ortaya kesinlikle okunması gereken bir başlangıç hikayesi çıkıyor. Eğer ben çizgi roman okumak istiyorum derseniz ve Superman’i okumak aklınızda varsa Superman: Birthright çizgi romanını kaçırmamanız gerektiğini rahatlıkla söyleyebilirim.