Castlevania 4. sezon incelemesi

Castlevania 4. Sezon İncelemesi

Netflix’in severek takip ettiğimiz ünlü oyun uyarlaması Castlevania’nın dördüncü ve final sezonu yayımlandı! Peki seri tatmin edici bir sona ulaşabildi mi? Sezon finali nasıldı? Castlevania 4. sezon incelemesi ile anlatıyoruz!

Bunlara geçmeden önce spoiler uyarımı vereyim, kimsenin tadı kaçsın istemeyiz.

İlk olarak söylemeliyim ki ilk birkaç bölüm animasyon ve çizim açısından baya gözümü kanattı ve hikaye olarak da pek bir sıkıcı kısımlardı. Bu beni seriyi çok fazla seven biri olarak aşırı endişelendirmişti. Neyse ki endişelerim boşa çıktı ve üçüncü bölümden sonra hikaye ivme kazandı. Özellikle Isaac ve Hector odaklı kısımlar son zamanlarda izlediğim en iyi işlerden biri haline getirdi Castlevania’yı.

Animasyon kalitesi olarak ise seri sonlara doğru adeta bir şahesere dönüşüyor. Özellikle ana üçlümüz Trevor, Sypha ve Alucard’ın Saint Germain’in bulunduğu odaya gittikleri kısımdaki animasyon kalitesi kesinlikle kusursuzdu.

Biraz da karakterlere gelelim, ana kadromuz uzun bir süre ardından bir araya geliyor ve üzerinden ne kadar süre geçmiş olsa da üçünün arasındaki samimiyetinin direkt ilk diyaloglarından bu kadar iyi verilmesi kesinlikle ustaca bir yazım. Alucard’ın üçüncü sezon finalinden sonra psikoloji olarak geldiği nokta içimizde “Acaba kötü karaktere mi dönecek?” şüpheleri uyandırmıştı fakat bu yola sapmayarak benim çok beğendiğim bir şekilde insanları hala sevdiğini çok güzel bir şekilde veriyor seri bize. Belmont ve Sypha yine aynı şekilde, önceki sezonda olduğu gibi Dracula’yı diriltmeye çalışan gurupların üstesinden gelmekteler. Başlarda bahsettiğim göz kanatma kısımları insanın seyir zevkini azıcık kırsa da Trevor ve Sypha’nın tatlı diyalogları ekran başında tutmaya yetiyor.

Şimdi benim izlemekten en keyif aldığım karaktere gelelim, Isaac. Serinin başından beri geçirdiği karakter gelişimi destan yazılası. Dünyaya bakış açısı, düşünceleri, amacı ve uygulayış şekli ile dört dörtlük bir karakter. Hector’a duyduğu intikam hissinin kaybolması ve kendisinin de söylediği gibi Dracula’nın ölü kalmasının aslında daha iyi olduğunu anlama noktasına gelmesi muazzam bir şekilde yediriliyor hikayeye. Benzer bir şekilde Lenore karakteri de acayip iyi bir şekilde işleniyor, bu sonsuz hayatında amacının ne olduğunu düşünmesi; aradığı, istediği şeyin ne olduğunu bulmak için Hector ve Carmilla ile girdiği konuşmalar ve sonunda bir Isaac’in onu asla serbest bırakmayacağını anladıktan sonra vardığı özgür değilsem bu hayat neye yarar şeklinde gün doğumunu izlerken ölmesi çok güzel bir son karakter için.

Son olarak kısaca Saint Germain’den bahsetmek isterim, kendisinin gelişiminin sezonun doluluğundan tam güzel anlatılamadığını düşünüyorum. Karakterin kendi ağzından “Ben bir katil değilim!” lafını duyduktan bir bölüm sonra Dracula’yı canlandırma amacında insanların ölmesine göz yumması noktasına nasıl geldiği daha güzel ve uzun anlatılabilirdi. Yine aynı şekilde aşık olduğu kişi ile aralarındaki bağı anlatan kısımlar çok hızlı geçiyor, daha uzun anlatılmasını isterdim. Fakat karakterin simyacı doğasının çok iyi verildiğini düşünüyorum. Sonsuz Koridor’da Death ile yaptığı konuşma çok hoşuma gitti.

BAKMADAN GEÇME: TOM CLANCY’S WİTHOUT REMORSE İNCELEME

Ve o muazzam final kapışmasını konuşma vakti geldi. Death’in sunumu aynı bir oyundan fırlamış boss savaşı sunumu gibiydi. Aşırı hoşuma gitti. Trevor’un onu alt etmek için sezon sırasında Targoviste’de yanına aldığı bıçağı kullanması beklendiği gibi oldu. Bu kısımlar mükemmel animasyon kalitesi ile birleştiğinde şiir gibi bir son bırakıyor bize. Son sahne olarak da Dracula ile Lisa’nın hayata döndüğünü gördük. Onların dünyayı gezme planları yapmaları çok tatlı bir sondu. İşte bu güzellikler seriyi benim için en iyi oyun uyarlaması haline getiriyor. Umarım Konami serinin bu güzelliğini fark eder de biz fanlarını uzun süre ardından bir oyun ile buluşturur.